Amanın bir yaşına gelmiş ya blogum. :)
Bu sürenin yarısında resmen bıraktım, onu bir köşeye attım ama inşallah bu hatayı bir daha yapmam.
Yıllar yılı açmak istemiştim bir blog, işte geçen sene tam bugün açıverdim onu. Daha nice nice yıllara diliyorum bloguma :) Ve Beatles'tan Birthday şarkısını armağan ediyorum kendisine :)
Vay canına, başladığımda her gün bir post girmeye çalıştığım bloğumu bayağı boşlamışım ve bir sürü şey biriktirmişim!!
Öncelikle; neredeyse 2.term de ikinci haftayı devirdik, dersler soluksuz başladı ve ben geçen dönem yaptığım hataları tekrarlamamak için sürekli tekrar yapmaya çalışıyorum(ne saçma bir cümle bu yahu!). Ama 1 yılda 50 kitap challengeımdan bayağı bir koptum, çünkü sabah dersler, aralarda koşuşturma, tekrar çalış falan derken işin ucu kaçıyor ve elimde kitapla daha iki sayfa okumamışken uyuya kalıyorum :( Lakin bu hafta sonu iki kitap bitirip, yetişmeye çalışacağım diğer kitap kurtlarına! Şu an Ursula Leguin'den Yerdeniz Büyücüsü'nü okumaktayım ve o bitmeden başka hiçbir kitaba el sürmemeye karar verdim.
Bu arada salı günü çooook büyük bir aptallıkla uyuya kaldım ve o günkü tüm derslerimi kaçırdım! Evet, yaptım! Nasıl becerdin derseniz, o gün dört saat dersim vardı ve hepside öğleden önceydi. Ben saftirikte yaklaşık 12 sularında ancak uyanabildim ve son derse ışınlansam bile(fizikçiden zıvırtılar) yetişemezdim:(
Hırsımdan günün geri kalanında tonluk kitapları sırtımda taşıyıp, çalışma odasında geceyi bitirdim!
Kaçırdığım kimya dersine ekstra zaman harcarken yurtta ki çalışma masamdan bir görüntü.
Görüldüğü üzere parmağını bana doğru sallayan ve "Kır dizini, ders çalış" diyen Einstein; hayatla ilgili çok sevdiğim bir manifestonun çıktısı, ders programım(doğal olarak), Bilkent University kupam, üçünüde farklı amaçlarla kullandığım ajanda-günlüklerim, 1900 bilmem kaçtan kalma(hiç abartmıyorum değil mi?) oda telefonumuz, her yere yapıştırmaktan çok pis zevk aldığım elmalı post it ler(soldakinde Büyü Bilimi yazıyor, o kitabı 1. midtermlerim iyi geçerse kendime ödül olarak alacağım!) çalışma ortamımın klasik birer parçaları...
Tabi bu iki hafta böyle hüzünlü şeylerle geçmedi elbette; bugün arkadaşlarımla tenis kursuna yazıldık. Yıllardır içimde sakladığım(peeeh) bu dileğim sonunda gerçekleşiyor. İzlemeyi çok ama çok sevdiğim tenisi becerebilecekmiyim çoook merak ediyorum. Endişeye gerek yok ben vs. tenis nasıl geçti anlatmak için sabırsızlanıyorum.
Ayrıca ayıplamayın ama UNO oyunuyla da bu hafta tanıştım! Çok pis sevdim kendilerini, hatta arkadaşımızın doğum gününde tüm iyi niyetlerimizle bir adet UNO destesi bile aldık :) Kendimizi düşündüğümüzü sanıyorsanız çoook yanıldınız!
Burası da hafta sonu gittiğimiz TABU isminde bir kafe, böyle çok şirin bir yer; pembe masaları, tatlı aydınlatmaları var. Hayalinizdeki verandanıza koymak isteyeceğiniz türden koltukları da cabası...
Çok iyi değiller mi ;)
!UNO TIME!
Bu arada kısaca derslerden de bahsetmek istiyordum ancak kayda değer şeyler yaşamadık kendileriyle. Yalnız bir tek şey var; Math114 dersime destek olsun diye girdiğim Math101 e sadece 3 saat katlanabildim, bilmem anlatabildim mi?
Bu da akşam üzeri yaptığımız alışverişten bir kare; 'Diyabetik Ürünlerin' önünde çok manidar olmamış mı? :) Ah o Nutellalar, aaaahh..........(engelleyemiyorum kendimi)
Sonunda ders programımı tamamladım. Mutluyum, bakalım bu mutluluk uzun sürecek mi?
Bayağı dolu bir program ama değil mi? Şu arka arkaya dört saat olan Cs ve Chem ler laboratuvar. Göz korkutuyor azcık :) Hemen bugünden itibaren çalışmalara başlıyorum! Bekleyin beni A lar!!
PS: Pazar günü son bir gezme yapıp, Ankara Kalesine ve Rahmi Koç müzesine gittik. Yaşadığımız acı dolu yol (şaka şaka) ve çok beğendiğim Rahmi Koç müzesi postu yakında sizlerle (ben de sanki canlı yayın yapıyorum).
Bu arada böyle birkaç kitabı birden okumaya başladım iki haftaya temizlemem lazım onları, zira challenge ta bayağı geride kaldım :(
Evet, Ankara'ya geri döndüm. O güzelim uykularla dolu, dizilerle sarılı, gezmekle bitmeyen İstanbul tatilim sona erdi :( Yazık bana, daha doğrusu bize. O gariban (amma da gariban) öğrenci milletine. Ankara'ya döndükten sonra okul başlamadan tadını çıkarabileceğim dört güzel tatil günü kalmıştı (şu an bire düştü, hiii!), fırsattan istifade biraz karlı Ankara havası almak üzere iki gündür Bahçeli, Kızılay, Tunalı geziyorum. Ve ve ve her Ankaralının muhakkak bildiği, o güzelim mabet Dost Kitabevine uğramadan edemedim. Çok merak ediyorum acaba Dost'tan eli boş çıkabilen var mıdır, ya da eli boş çıktığına pişman olmayan. Ben bu seferki ziyaretimde iki ganimetle çıkarak yakamı zor kurtardım, arkadaşlarım engellemeseydi neler olabileceğini, neler satın alabileceğimi tahmin edemezsiniz! İşte benim güzellerim, kıymetlilerim :)
İlki yeni kuracağımız amatör kitap kulübü için karar verdiğimiz muhteşem insan Ursula K. Leguin'den "Yerdeniz Büyücüsü". Leguin'in daha önce hiçbir kitabını okumadım ama (o zaman muhteşem olduğunu nereden biliyorsun demeyin, fantastik kitaplar yazan her kadına saygım çok yüksek seviyededir!) bu kitabın film versiyonunu izledim. Muhteşem :) Yerdeniz Büyücüsü Yerdeniz beşlemesinin ilk kitabıdır. Şansımız yaver gider ve kitap kulübünü ayakta tutabilirsek seriyi bitirmek istiyoruz. Olmadı beğenirsem ben tek başıma okumaya devam edeceğim. İkinci kitabım belki de bir kısmımızın çocukluğunu kaplamış olan Eğlenceli Bilgi serisinden "Çıldırtan Şifreler". Diana Kimpton tarafından yazılmış bu kitap çocuklara, gençlere aaa ne diyorum ben herkese Kriptolojinin yani şifrelerin, şifre çözümünün kapılarını çok matrak bir biçimde aralıyor. Eğlenceli Bilgi içerisinde Eğlenceli Bilim, Eğlenceli Matematik, Eğlenceli Hobi vs. gibi kategorilere ayrılıyor ve içerisinde yüzü geçik kitap var. Tabi ben orta okula giderken taş çatlasa on tane falan vardı ama hiçbir şey için geç değil! Ben çok Eğlenceli Bilim bölümünde kafayı yedim (doğal olarak)! Daha alacak çok kitap var, şimdilik seçtiğim birkaç tanesi;
Çok şirinler değil mi? :)
Özellikle Acı Çeken Bilim Adamları sırada :)
Şu an okuduğum üç kitapta da tuhaf bir gerileme yaşıyorum. Dizi izleyip, uyumaktan kitap okuyamadım! En büyük lanet! Ama ama hemen Challenge ıma geri dönmem ve her şeyi kontrol altına almam lazım! Yani;
6 Ocak pazartesi, yeni bir term ve yeni umutlarla başlayacak yalnız daha başlamadan illallah ettirdi!
Üniversite öğrencileri için en zor ve can sıkıcı şeylerden biriside muhakkak ders seçimidir. Bir hocadan ders almak istersin ya limit dolmuştur ya da programlar çakışır. Dersten kaldığın için (bkz. Math) :( bir sürü imza işiyle cartıyla curtuyla uğraşırsın. Daha okul başlamadan bir sürü hocanın kapısını aşındırırsın ...
İrregularlığın sınırlarını zorladığım bu günlerde canla başla ders seçmeye çalışmaktayım, Şu ana kadar kaldığım Math dersinin 2. si hariç alabileceğim tüm derslerimi aldım. Bu Math içinde pazartesi günü;
1. Dersin hocasının
2. Advisorımın
3. Bölüm başkanın imzalarını toplayabilmek için koşturup duracağım!
Şu ana kadar Eng102, Turk102, Chem102, CS111, PHYS122, GE250 derslerini aldım. Allah'ın izniyle matematiğimi de alırsam bunları tek tek açıklayıp, ders programımı paylaşıp, döneme CHALLENGE ACCEPTED diyeceğim! Haydi tüm öğrencilere kolay gelsin...
Challengeımın ikinci kitabı Rain'i dün gece sonunda bitirebildim, göz yaşları içinde... Yani inanın ben kitabın başkahramanı Rain'den daha fazla ağlamışımdır, kızım ne tuhaf şeysin sen öyle. Kitabın başlarında; ben böyle acı, böyle ızdırap görmedim yazık bu kıza falan filan diyordum ama kitap ilerledikçe kızın içindeki tüm pisliği de hissettim. Şimdi okuyanlar diyebilir ne hissettin öyle, zavallıcık zaten neler neler yaşadı falan ama yoooook ben onun iki lafından iki kaşından anladım içindeki yılanı!
Kitabın konusundan daha önce bahsetmiştim, yine de arka kapaktan konuyu aktarmak gerekirse; Gettoda büyüyen Rain Arnold, iyi bir evlat olmak için elinden gelen bütün çabayı gösteren bir insan, aynı zamanda çalışkan bir öğrencidir. Cüretkâr kız kardeşinin aksine, hayatta kalabilmek için caddelerde kol gezen tehlikelerden uzak durur... ve çok haklıdır. Fakat Rain, kendini yaşadığı dünyaya ait hissetmemektedir, kendi dünyasında bir yabancı gibidir. Ve bir gece duymaması gereken konuşmalara kulak misafiri olur. Geçmişinde saklı sırlar, yaşamını hayal edemeyeceği bir şekilde değiştirecektir. Göz açıp kapayıncaya kadar çok sevdiği ailesini bırakıp, hiç tanımadığı insanlarla, zengin Hudson ailesi ile yaşamaya gider. Fakat kendini bu zengin ve ayrıcalıklı dünyaya da yabancı hisseder. Belirsizlikler içerisinde kıvranırken, kurtuluşu özel bir tiyatro okulunun duvarları arasında bulur. Ama bütün bunlar yüreğinin derinliklerindeki boşluğu doldurmasına ve yuvam diyebileceği bir yere sahip olmasına yetecek midir?.. İşte böyle garibimin hali... Rain Hudson serisinin ilk kitabıymış, toplam dört kitap var seride, mümkün olursa mutlaka okuyacağım, bakalım daha neler gelecek başına adaşımın... Sonunda bir V.C.Andrews kitabı okumuş oldum, ben böyle korku gerilim tarzı bir kitap beklemiştim (Çatı serisini hiç okumadım ama uzaktan bana korkunç göründü, beklentimin sebebi bu olsa gerek) oysa karşıma Kemalettin Tuğcu'dan beter biri çıktı. Bu kadar olaya kızda ki bu tutarsızlıklar da normal hani!
PS1: Serinin diğer kitaplarının adları Şimşek, Fırtına, Gökkuşağı. Hmm... çok manidar :) PS2: Bizim bu Rain zenci! Peki kapaktaki Samara kılıklı bayan ne iş, kitabın içeriğiyle de hiçbir alakası yok. Kapağı tasarlayan arkadaşın kitabı okumadığı çok aşikar! PS3: Eurythmics'ten Sweet Dreams bence bu serinin filmi çekilicek olsa (ki bence film az gelir dizi olur bundan dizi!) soundtrack falan olmalı! ÇOK BÜYÜK DÜZELTME; Rain'in zaten filmini yapmışlar, bir koşu izleyip geliyorum! İYİ OKUMALAR...
Glee'den Defying Gravity Something has changed within meSomething is not the sameI'm through with playing by the rulesOf someone else's game...Defying Gravity aslında Broadway müzikali Wicked'den bir parça. Tony ödüllerinde sahnelenen performans için buraya bakabilirsiniz. Glee'de söylenen çoğu şarkı için "Glee versiyonu daha iyi" kalıbı kullanılır(tabii benim gibi Gleekolikler tarafından kullanılır bu cümle ve çoğu sefer haklıyızdır :) ). Ama bu sefer Wicked müzikalindeki muhteşem performanslarıyla Idina Menzel ve Kristin Chenoweth bu cümleyi kurmamı engelliyor. Yine de büyük bir not ikiside Glee'nin kıdemli konuk oyuncularıdır!
Hazır Oz'un cadılarından bahsetmeye başlamışken başka bir masal kahramanına Pamuk Prensese ve
diğerlerine geçelim. Daha doğrusu Once Upon A Time demeye...
Once Upon A Time dizisine iki gün önce başladım ve şimdiye kadar türkçeye çevrilmiş bütün bölümlerini izledim. Tam bir bağımlılık yapan bu büyülü dizinin konusuna gelirsek;
Baş kahramanımız, yalnız kurt Emma Swan'ın 28. yaş gününde kapısını küçük bir delikanlı çalar. Bu çocuk, ki adı Henry, kendisinin Emma'nın yıllar önce evlatlık verdiği oğlu olduğunu ve Emma'nın yardımına ihtiyacı olduğunu söyler. Emma'yı yaşadığı yere Storybrooke kasabasına götüren Henry, ona bir hikaye anlatır. Henry, Emma'nın Pamuk Prenses ve yakışıklı Prensin kızı olduğunu, onların Korkunç Cadının laneti yüzünden bu kasabaya hapsolduklarını ve geçmişlerini hatırlamadıklarını söyler. Kasabaya hapsolmuş masal kahramanları yalnız onlar değildir; kırmızı başlıklı kız ve büyükannesi, külkedisi, Hansel, Gratel ve niceleri... Bunların hepsini elindeki masal kitabına dayanarak anlatan Henry onları kurtarabilecek tek kişinin Emma olduğunu söyler. Tabii Emma Henry'nin hiçbir dediğine inanmaz ancak Henry'nin iyi olduğuna inanana kadar kasabada kalmaya karar verir.
Once Upon A Time beklediğimden sürükleyici ve kurgusu iyi bir dizi. Yaptıkları flashbackler akıllara gelen soruları yapbozun parçalarını birleştirirmişsiniz gibi cevaplıyor. Bence son dönemde yaşanan vampir, kurtadam sonra yine vampir, sonra yine kurtadam döngüsünden çıkmanın en iyi yolu bu dizi. Çünkü; farklı ama aynı zamanda tanıdık fantastik ögelere sahip. Ne de olsa çocukluğumuzda en çok güvendiğimiz ve sevdiğimiz şeylerin yani masal kahramanlarının hikayesi...
Veee gelelim Challenge ımın ilk kitabına; Bizim Kafenin Kızları'na;
Bizim Kafenin Kızları yazar Laura Schaefer'ın ilk kitabı. Orjinal adı The Teashop Girls olan kitabın arka kapağı der ki;
"Neden umursadığımız şeyler değişmek zorunda?" Hayatın her döneminde, değişim, yaşanması gereken bir durumdur ama kimi zaman insan alıştıklarından da vazgeçmek istemez. Annie Green için de "vazgeçmek" zor olur. İlk bakışta, çocukluğundan, arkadaşlarından, yerel bir işletme olan anneannesinin kafesinden vazgeçiş gibi görünen ama aslında sadece değişimin bir parçası olan farklılıkları kabul etmesi süreci onun için de sancılı geçer.
Büyüdüğünü, insanlar büyüdükçe ideallerinin değiştiğini, arkadaşların ya da dostların her daim bir arada olamayacaklarını, yeni dünya düzeninde büyük balığın küçük balığı sık sık yuttuğunu kabullenmesi... Çocukluk arkadaşlarıyla çaya hayran bir şekilde yetişen Annie, bütün çıkmazlarını ortaya dökerek kafesi ve geleneksel çay günleri için kızları bir arada tutmayı başarır.
İşi gücü çay olan Annie, inanamayacağım bir şeyi başardı!
Bana çayı sevdirdi!
Evet, benim gibi bir kahve delisine çayı sevdirdi ya daha ne diyeyim size, aferin sana Annie.
Ne zamandır bloglarda görüp "Ay ne şeker bir şey bu alıp okuyayım bari" dediğim kitabı, D&R da 4 TL lik kitaplar arasında bulunca almamak gibi bir aptallık yapmadım elbette (ben de lafı ne dolandırıyorum di mi :) ). Aldığımada değmiş mi; elbette değmiş! Dışı ayrı içi ayrı şirin bir kitap bu. Öyküsünün yanı sıra içerisinde çok tatlı çizimler, çayla ilgili faydalı bilgiler ve eski çay kartlarının, reklamlarının fotoğrafları var. Zaten Epsilon Gençlik Kulübünden bir kitap okumayalı bayağı olmuştu. Bence kesinlikle siz de bir göz atmalısınız!
Bu arada yazarın ikinci bir kitabı çıkmış; The Secret Ingredient. En yakın zamanda onu da okumak isterim. Şuradan da yazarın bloguna gidip çay sohbetlerini dinleyip, okuyabilirsiniz.
En mükemmel çay – Annie green tarifi
Su kaynatın ama çok uzun süre kaynamasın.
Su kaynadıktan sonra bir süre bekletin. Dolu dolu bir yemek kaşığı kadar en sevdiğiniz çay yapraklarını çaydanlığa koyarak üzerine kaynattığınız suyu dökün. Yaprakların açılması ve demlenmesi için üç dakika bekleyin. Demlenen çayı önceden ısıttığınız ve en sevdiğiniz kupaya doldurun. Yudumlayın ve gülümseyin.
50 Books in a year 2012 challenge! Kitap bloglarında mutlu mutlu gezinirken sevdiğim birkaç blogda gördüm bu challenge ı hemen girdimhttp://zimlicious.blogspot.com a ve bende katıldım bu güzel olaya. Hedefimiz 1 yılda 50 kitap okumak. Biraz zor gibi aslında ama bazı çerez kitapları da olaya katarsak, bir de benim aynı anda 2, 3 kitap birden okuduğumu sayarsak başarmamak için bir mani yok gibi. Aslında okuyacağım çoğu kitap şimdiden belli. Ne zamandır alıp alıp depoladığım, yarım bıraktığım kitapları bitirmek bu challenge ın yan hedefi benim için. Tabî güzel üniversitemin (Bilkent Üniversitesi), muhteşem(yo abartmıyorum!) kütüphanesinden de faydalanacağım ama bir daha ki postta yazacağım liste önceliklidir! Haydi iyi okumalar bize...
Blog aleminin sıkı bir takipçisi olarak en sonunda bir blog yazarı olmanın zamanı geldi diye düşünüyordum. Üniversitenin ilk döneminde notlarıma aldığım darbeyle, hayata küsüşün kıyısından dönmüş, başı mı kaldırmış ve yoluma aldığım bu dersle devam etme kararı vermiş bulunmaktayım(evet hep böyle uzun cümleler kurarım :) ). Hazır bu tatilde işsizken kendime yeni bir meydan okuma seçtim ve gelecek dönemi parça etkili bomba misali patlatma niyetindeyim. Kötü anlamda değil ama. Şu an üç haftalık bir tatile girdim. Gelecek dönem alacağım dersleri buraya yazıp, A'larla olan mücadelemi sizinle paylaşacağım. Bir dönemlik işsiz bir fizikçi olarak değişik dersler almak niyetindeyim . Naçizane üniversitem, yeni dönem için ders kayıtlarına başlar başlamaz ben de hemen CHALLENGE ACCEPTED diyerek, bu yola baş koyacağım. Ama sanmayın öyle ben sadece dersiyle, notlarıyla kafayı yemiş bir fizikçiyim, Freak olmam oradan gelmemekte. Kitaplara ölümüne düşkün, bir GLEEkolik, bir yazar( üniversitemizin Atatürkçü Düşünce Topluluğunun kültür yayını Çınar'da yazmaktayım ki sizinle de paylaşacağım), Ankara'da okumaya zorlanmış(ya da kendi kaşınmış) bir İstanbul delisiyim ben! Nice postlarda görüşmek dileğiyle, sizleri birçok kez maruz bırakacağım GLEE nin en sevdiğim şarkılarından birini sunarım...