Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ocak 2013 Cumartesi

RENT


Rent müzikalinin müziklerini hep sevmişimdir, konusunu da. Geçen sene aldığım Rent filmini en sonunda izleyebildim. Güldüm, ağladım ve en sonunda izlediğim için çok mutlu oldum. Benim bu kadar beğendiğim filmin konusuna gelirsek;

Pulitzer ve Tony ödüllü müzikal, ‘80’lerin sonunda New York’un doğu yakasında hayatta kalmaya, kiralarını ödemeye çalışan sekiz arkadaşın duygusal öyküsü. Hayatlarını sevgi kıstasına göre değerlendiren sekiz dost, bir yandan yoksulluk, çaresizlik ve hastalıklarla boğuşurken diğer yandan idealleri ve rüyalarını gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Farklı etnik kökenlere ve cinsel tercihlere sahip arkadaşlar arasında bir öğretmen, bir dansçı, bir avukat, bir tiyatrocu, bir şarkıcı ve çoktan ruhunu şeytana satmış bir ‘yuppie’ de vardır.

RENT
Yapım: 2005 - ABD
Tür: Dram, Müzikal, Romantik
Yönetmen: Chris Columbus
Oyuncular: Rosario Dawson, Idina Menzel, Taye Diggs, Tracie Thoms, Wilson Jermaine Heredia
IMDb Puanı: 6.8/10
TLFP Puanı (benim puanım :)): 7.5/10

IMDb puanın çok yüksek olmamasının sebebini müzikal olmasına veriyorum, okuduğum yorumlara bakılırsa insanlar konuyu anlayamamaktan muzdarip. Düşündüm de başlarda olaya direk şarkılarla girilince bir 'ne oluyor yaa' durumu yaşanabilir :). 
Size daha filmi bile izlememişken bayıldığım şarkılarını sunarım, iyi seyirler.

                                           SEASONS OF LOVE


TAKE ME OR LEAVE ME (Personal favourite ;))






10 Ocak 2013 Perşembe

Singin' in the Rain

Biraz önce annemle muhteşem bir müzikal izledik. İnanılmaz oyuncular Gene Kelly, Donald O'Connor ve Debbie Reynolds'ın oynadığı Singin' in the Rain. Muhtemelen daha önce duydunuz, belki de izlediniz ama meşhur şarkısı Singin' in the Rain'i muhakkak biliyorsunuzdur. Bu filmi izleyince eski Hollywood filmlerine olan sevgim dahada arttı. Şimdikiler de film mi demek geliyor içimden. Havada uçuşan küfürler, zorlama şakalar olmadan gülmeye doyurdu bizi . Bundan sonra filmlere naçizane puanımı vermek istiyorum. Ben film izlemeden önce ve sonra herkesin fikrini merak ederim, eğer benim gibi meraklılar varsa onlara ufak bir katkı yapmış olayım.

Singin' in the Rain
Yapım: 1952 - ABD
Tür: Komedi, Müzikal, Romantik
Yönetmen: Gene Kelly, Stanley Donen
Oyuncular: Gene Kelly, Donald O'Connor, Debbie Reynolds, Jean Hagen
IMDb puanı: 8.4/10
TLFP puanı(benim puanım :)): 9/10


31 Mart 2012 Cumartesi

Açlık Oyunları Başlasın

  Gazete Bilkent'de ilk yazım çıktı!

  

Buyurun buradan okuyabilirsiniz,
İyi okumalar...

25 Şubat 2012 Cumartesi

Arkadaş Kitabevi ~ The Artist

  Güne yaklaşık 13.30 da gözlerimi açtığım güzel cumartesimden bahsedeyim sizlere...
Evet, dediğim gibi saat 13.30 da kalktım, böyle ölü gibi uyuyup bütün günü kaçırdığımda çok kötü hissediyorum :( Amma ve lakin günün geri kalanı bu ayıbımı çok güzel örttü. 
  2.40 ta ki servisle ben ve Ng'm Kentpark ve Cepa'ya doğru yola koyulduk. İlk durağımız Decathlon'da yarınki tenis dersimiz için raketlere bakındık. Daha yeni başlayacağım için çok büyük bir miktar vermek istemiyorum ama raketin dandik olmasını da istemiyorum. Bu sebeple normal fiyatlı bir Wilson ve adını şu an hatırlayamadığım(sanırım A ile başlıyordu) ama bayağı uygun bir raket arasında kalıp, tenis hocama sormadan raket almamaya karar vererek oradan ayrıldık.


Baktığım Wilson buydu, daha yeni başlayacağım için raketler hakkında bir bilgim yok, yardımcı olabilir misiniz? Uygun fiyatlı, yeni başlayan birisi için, kalitesiz olmayan bir şey arıyorum! (Çok şey arıyorum :) 


  Raketlere göz atma işimiz bittikten sonra kendimizi Arkadaş Kitabevine attık, Kitaplaşalım mı etkinliği için Gizem'e kitaplarını almaya...
  Gizem'e hangi kitapları aldığımı söylememek için kendimi zor tutuyorum şu an :) Umarım beğenir kitaplarını :)
  Tabi ben Gizem'e kitap almakla yetinmedim kendimde boş durmadım! Turk102 dersi kapsamında okumamız gerek Nazım Hikmet'in Son Şiirleri'ni aldım.


  Asıl bahsetmek istediğim şey ise "Kitap Okuma Şeridi"
Arkadaşlarımın Dost kitabevinde gördüğü ve benim deli gibi Dost dışındaki tüm kitapçılarda aradığım(Dosta gitme fırsatım olmadı!) Kitap Okuma Şeridini almayı çok istiyorum. İşe yarar mı yaramaz mı bilmem ama fiyatınında oldukça uygun olduğunu bildiğim için, cidden çok pis istiyorum. Ranzanın üst katında yattığım için; eğer oda arkadaşım uyuduysa ve ben hala yatağımda kitap okuyorsam ranzadan inip ışığı kapatmak zorunda kalmak istemiyorum!


İşte istiyorum da istiyorum diye tutturduğum kitap okuma şeridi :)
  Gelelim günün bir diğer güzel olayına, çok çok çok beğenerek izlediğim film The Artist'e...


  Son zamanlarda izlediğim en kaliteli film olan The Artist(The koymaktan yoruldum bundan sonra Artiz diycem :) 10 dalda Oscar'a aday!


  Film bir sessiz sinema oyuncusunun; sesli filmlere geçişe karşı çıkıp, değişen hayatını anlatıyor. Ama asıl bomba bu değil; filmin tamamı siyah-beyaz ve sessiz çekilmiş, insanlar sesli filmlere geçse dahi biz de kahramanımız ile birlikte filmimizi sessiz olarak izliyoruz. Arka planda birçok klasik müzik eseri eşliğinde...

Bu sahneye çok güldüm ya :) Sessiz filmin duyguları çok çıplak bir şekilde anlatabildiğini gösteriyor!


Burada çok fazla şeyden bahsetmek istemiyorum, zira yarın sabah kalkıp Artiz üzerine bir ödev yazacağım!

uzun metrajlı film Fransa . Tür: Romantik , Dram , Komedi
Süre: 100 dk Yapım yılı: 2011
Dağıtımcı: Tiglon 
Özet: 1920'li yılların sonunda Hollywood sinema sektörünü kökünden değiştirecek 'teknolojik' bir devrim yaşandı. Ses, "henüz hiçbir şey duymadınız" repliği ile film pelikülüne bir daha hiç ayrılmamak üzere girdi. Fakat sinema sektöründe yaşanan bu devrim boyutundaki bu değişim pek çok insanın mesleğini ve kariyerini de derinden sarstı.

Dönemin en karizmatik aktörleri arasında yer alan George Valentin (Jean Dujardin) de sesin beklenmedik biçimde sinema perdesine yansımasından payına düşeni alıyor. yanı başında boy gösteren taze ve güzel oyuncu Peppy Miller'ın ise aklı fikri şöhrette.

2011 Cannes Film Festivali'nin en gözde yapımlarından olan The Artist, başrol oyuncusu Jean Dujardin'e George Valentin performansı ile "En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü kazandırdı. Film sinema sanatının sessiz dönemine bir saygı duruşu niteliğinde diyalogsuz, sessiz, siyah-beyaz ve saniyede 22 kare ile çekildi. Altın Palmiye adayları arasında da olan filmin yazarlığını ve yönetmenliğini ise Michel Hazanavicius üstleniyor.
  İşte böylee... Ama durun bu kadarla da yetinmedim! Kendime geçen dönemden beri istediğim bordo Amerikan Futbolu tarzı (o nasıl bir tarz be!) bir ceket ve maviş oje aldım :) Hihiii yaşasın ALIŞVERİŞ !!!







İYİ GÜNLER....
                                 



Gitmeden bunu sizlerle paylaşmazsam ayıp ederim, günde ortalama beş kere falan açıp dinliyorum, beğenmeyen beğenmedim desin (sıkıyosa :D )









16 Ocak 2012 Pazartesi

MOVES LIKE JAGGER...

You want the moves like jagger
I've got the moves like jagger
I've got the mooooooves... like jagger




Jagger'ın konuyla ilgisi yok sadece şarkıyı çok seviyorum :)

  İstanbul'a gelipte ilk uğrayacağım yer elbette Taksim'di, kaçışı olmayan bir yol bu!
  Anneciğimle yılların getirdiği bir alışkanlıkla(ki artık gelenek olmuş bu) Görevimiz Tehlike yi başbaşa izlemeye gittik. Ayrıca yeni bir gelenek; filmi Atlas Sinemasında izledik. Atlas Sineması böyle nostaljik, romantik bir ortama sahip. İşinize yarayacak bir bilgi vermek gerekirse; eğer Atlas Sinemasında ışıklar söndükten sonra salona girdiyseniz telaş yapmayın, orada basamak yok! Şuan söylediğim mantıksız geliyor olabilir ama bize bunu daha önce bir başkası söylemiş olsaydı yada içeride bir yol gösterenimiz; boşu boşuna salonda twist yaparak yerimizi arayıp ilk koltuğa benzer şeye oturmazdık!
  Her neyse Görevimiz Tehlike4: Hayalet Protokolü serinin diğer filmleri gibi bol aksiyonlu, eğlenceli kısacası tatmin ediciydi. Devamının gelmesini dilerim ancak, ne olmuş öyle Tom amcaya ya, six pack mix pack kalmamış deformasyona uğramış adam!

  Bunun dışında, filmde  bu sefer bir nükleer fizik profesörünü-ajanını arayan Ethan Hawk ve ekibi(çok havalı geldi böyle bir daha diyeyim Ethan Hawk ve ekibi :) ) bir fizikçi olarak içimdeki nükleer aşkını alevlendirdi, profesörün havasından olsa gerek; azcık spoiler ama adam Kremlin sarayını sırf ortada iz bırakmamak için patlattı! Ya!
  Ayrıca bugün yine boş durmadım ve dayanamayıp sahafların kapısına dayandım. Sanki okuyacak başka kitabım yokmuşcasına... Utanarak, sıkılarak ve çekinerek bildiririm ki ilk Stephen King ve V. C. Andrews kitaplarımı aldım. Bu kitaplardan birini Can Dündar'ın kitabıyla aynı anda okuyacağım zira adetimdir birkaç kitap birden okumak. 
  İlk hedefim V. C. Andrews'tu, oda arkadaşcağızımın tavsiyesi üzerine bakındığım ilk dükkanda amcadan bir Andrews kitabı istedim adam dükkanı boşalttı, oysa ben verdiği ilk kitabı almaya çoktan karar vermiştim bile... Kitabın ismi Rain( alma sebebim direk). 

Arka kapak der ki;
Gettoda büyüyen Rain Arnold, iyi bir evlat olmak için elinden gelen bütün çabayı gösteren bir insan, aynı zamanda çalışkan bir öğrencidir. Cüretkâr kız kardeşinin aksine, hayatta kalabilmek için caddelerde kol gezen tehlikelerden uzak durur... ve çok haklıdır. Fakat Rain, kendini yaşadığı dünyaya ait hissetmemektedir, kendi dünyasında bir yabancı gibidir. Ve bir gece duymaması gereken konuşmalara kulak misafiri olur. Geçmişinde saklı sırlar, yaşamını hayal edemeyeceği bir şekilde değiştirecektir. Göz açıp kapayıncaya kadar çok sevdiği ailesini bırakıp, hiç tanımadığı insanlarla, zengin Hudson ailesi ile yaşamaya gider. Fakat kendini bu zengin ve ayrıcalıklı dünyaya da yabancı hisseder. Belirsizlikler içerisinde kıvranırken, kurtuluşu özel bir tiyatro okulunun duvarları arasında bulur. Ama bütün bunlar yüreğinin derinliklerindeki boşluğu doldurmasına ve yuvam diyebileceği bir yere sahip olmasına yetecek midir?..
  Nasıııııl???

  Diğer kitabımız Stephen King'ten "O". Bu kitabı daha önce elbette birçok kez duymuştum almak şimdiye nasip oldu. Aslında size yalan söyledim. Evet, bu benim ilk Stephen King romanım değil! Bundan yıllar önce, ben daha bir orta okul çocuğuyken King'in Tılsım isimli kitabını okumaya başladım. Beni deliye döndürüp, korkudan panik ataklara yol açacak bir kitap olmasını çok istedim. Belki de sorun buydu, belki de King'ten beklentim çok yüksekti. Ama o zamanlar aradığımı onda bulamadım ve King'le yollarımı ayırıp daha en başından aramıza bir sınır çizdim(ne abarttım ben de!)
  Aşağıda ki kapak bende ki kitapla aynı değil ama çoğu kişi kitabı bu kapağıyla bilir. Hem bu daha iyi; baktın olmuyor, korkmuyorsun aç kapağa bak(biliyorum sizde palyaçolardan en az benim korktuğum kadar korkuyorsunuz :D )

Arka kapak der ki;
Yıllar önce çocukluk kâbuslarına giren ‘O’ tüm kötülükleriyle geri dönmüştü. ‘O’ nu yok etmeleri için korkularını yenmeleri ve birlikte hareket etmeleri gerekiyordu.
Ama bu hiç de kolay değildi, çünkü ‘O‘ şeytanın kendisiydi. 
UUUU...
  Stephen King'in kitaplarına belki hiçbir zaman hayran olamayacağım ama King kitaplarından uyarlanmış filmlerin hastasıyım. The Shining, The Shawshank Redemption, Misery... Ahh ahh... Onları başka bir postta yadetmek dileğiyle, umarım yazım çok uzun değildir( ki uzun), umarım sıkılmamışsınızdır(ki sıkılmayın), iyi geceler...

PS1: Blogger'ın yazım denetleyicisi beni korkutuyor! Çekemiyor beni! TDK açık yazacağım!!! bundan sonra! 
PS2: Bugünün yazısını yarına bırakma dedim kendime ve başardım! 00:00 a ramak kala bitirdim :)