Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ocak 2013 Cuma

Bir Çift Yürek

Yılbaşında http://renklikitap.blogspot.com/ tan Güngör bir kitap çekilişi etkinliği düzenlemişti. Kitap çekilişi eşim Hatice bana çok sevdiği Bir Çift Yüreği göndermişti. Kitabı aldığımda daha önce okumamış olduğuma çok sevinmiştim, sonra kitabı gören birkaç arkadaşım sen bu kitabı daha önce okumamış mıydın diye şaşırınca daha da bir meraklandım.

Efendim Bir Çift Yürek gerçek bir hikaye, okurken bu ayrıntı beni daha da bir heyecanlandırdı. Yazar Marlo Morgan işi gereği bir süreliğine Avustralya'ya yerleşiyor. Avustralya'nın gerçek sahibi Aborjinleri duymuşsunuzdur, şimdiki Avustralya'da Aborjinlerin sınırlandırılmış yaşam alanları ve ikinci sınıf insan muamelesi görmeleri Marlo Morgan'ın dikkatini çekiyor ve onlar için bir şeyler yapmak istiyor. Şehirde yaşayan birkaç genç Aborjinle birlikte yeni bir iş kolu oluşturuyorlar. Bu sırada kendilerine "Gerçek İnsanlar" adını veren bir Aborjin kabilesi Morgan'ın şehirde yaptıklarını duyuyor ve onu davet ediyorlar. Bu davet üzerine hiç düşünemeyeceği bir yolculuğa adım atan Morgan'ın hayatı değişiyor. Şimdi size bu yolculukla ilgili hiçbir ayrıntıyı anlatmayacağım, yalnız şu kadarını söyleyeyim bu yolculukla birlikte sadece yazarın hayatı değişmedi, benimde dünyaya bakış açımda büyük bir fark yarattı. 
(Bu postu yazarken televizyondan Avustralya'da orman yangını çıktığını öğreniyorum, aklıma direk Gerçek İnsanlar geliyor)
Maddi değerlere olan bağlılığın önemsizliği, önemli olanın doğaya olan bağlılık ve saygı olduğuna inanan Gerçek İnsanların her bir töreni, duası, kutlaması gitgide daha mantıklı ve gerekli görünmeye başladı kitap ilerledikçe. 
Mesela yaklaşık 1 ay önce bilgisayarımı, ipadimi ve birkaç eşyamı daha çaldırmıştım. İçim her zaman bilgisayarımda kayıtlı bunca zamandır biriktirdiğim resim, müzik, video ve diğer belgelerim için acımıştı. Bütün birikimim, anılarım gitmişti. Ama artık daha iyi anlayabiliyorum gerçek anıların resimlerde değilde o sırada bize hissettirdikleri ve zihnimizde kalanlarla değerli olduğunu.
Bu güzel kitap için yeni arkadaşım Hatice'ye çok çok çok teşekkür ediyorum. Sizlere de mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum. Bu arada bu kitaptan istense muhteşem bir film çıkar aslında henüz neden çekilmedi acaba??

    Birkaç gündür bu şarkıyı dinliyorum, harika bir şey. Klip bana Gerçek İnsanların çöl yürüyüşlerini aklıma getirtiyor!
                 

                

15 Mayıs 2012 Salı

Mino'nun Siyah Gülü


GazeteBilkent'te bugün çıkan yazım, buradan okuyabilirsiniz...

Ve kitabın yazarı, Ezginin Günlüğü'nün eski solisti Hüsnü Arkan'ın Deniz Gezmiş'e ithaf ettiği 5 Mayıs isimli şarkı, tekrar tekrar dinleyeceğinize eminim!


12 Nisan 2012 Perşembe

24 Mart 2012 Cumartesi

Yaşamaya Dair...

   Sizleri başlığımla kendime çekip, uzun zamandır blog yazamamamın acısını çıkarmak için  buradayım, yazının uzunluğu hakkında bir fikrim yok zira çok çalışarak çok beter bir midterm sezonu geçirdim. Yine! O yüzden en kısa zamanda kendime gelip, hiçbir zaman dur durak bilmeyecek çalışma maratonuma dönmeden önce içimi dışımı dökeceğim :)

   İki haftadır bir kelam yazmamışım buraya oysa ne de dolu dolu geçmişti günlerim...

    Mesela hayatımda ilk defa operaya gittim geçenlerde; Ankara Devlet Opera Ve Balesi tarafından sahnelenen "Evlilik Senedi" isimli güldürü içerikli bir operaydı. Öncelikle Resim Heykel Müzesinin hemen arkasında bulunan Operet binasını bulduktan sonra, opera salonuna aşık olma seansımı da atladık mı operayı sevdim mi sevmedim mi anlayamadım. Belki aralarda sıkılmış olabilirim ama bu demek değil ki operaya lanet okudum, hiç beğenmedim, belkide yanlış bir tanesiyle başlamışımdır. 



   Operanın yanı sıra iki müthiş insanın konferansını izleme fırsatı buldum; Müjdat Gezen ve Uğur Dündar. Benim de bir üyesi olduğum Bilkent Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Topluluğunun katkısıyla üniversitemizde birer konferans verdiler. Müjdat Gezen konferansı oldukça trajikomikti. Uğur Dündar'da ise ağlamamak için kendimi zor tuttum, kendisine küçüklüğümden beri hayranımdır. Kendisini her zaman örnek almışımdır. O da Star tv den nasıl ve neden ayrıldığı başta olmak üzere bir çok değişik ve şaşırtıcı anısını anlattı. Ama konferansının bir kısmını laba gitmek zorunda olduğum için izleyemedim, yalnız salondan ayrılırken ondan aldığım gazla ders çalışma aşkıyla doldum (enteresan yan etkileri var :))

Müjdat Gezen'in arkasındaki bücür kırmızılı ben oluyorum :)


   Başka başka şöyle bir ajandama baktım da eve gittim ben :) İSTANBULUMA :) Çooooook özlemişim canım anneciğimi, babimi, İstanbul'u... Orda da Miniatürk'e gittik hep beraber, enfes İstanbul bahar havası aldık, annecikimle alışveriş ettik, ailecek klasik İkea günleri yaşadık...

Ankara'ya dönüşte annemin elinde yine telefon beni yollarken bile fotoğraf çekiyor :)


   Bu arada Gazete Bilkent'e katıldım bundan sonra artık orada yazacağım, demiş miydim? Kültür Sanat bölümündeyim demiş miydim? İlk yazım dün gittiğim Açlık Oyunları filmi hakkında! Demiş miydim?(iyice Peyami Safalaştım Türçecinin dilekleri yerini buldu :) ) www.gazetebilkent.com a bir gidip görelim lütfen...
    
   Bu arada bir sürü kitap ile münasebetim oldu. Onları da gazetede yazma hayallerindeyim...


Hakan Günday'dan Az, çok beğenerek okuduğum bir kitaptı, daha sonra gazete yazımı burada da paylaşacağım!


Çifte Tehlike ise Osman Aysu'dan okuduğum ilk kitaptı. Bu kitabı bir gün İngilizce sınıfında sıraların birinin üzerinde buldum. Edebiyat Topluluğu tarafından kampüsün çeşitli yerlerine dağıtılmış 25 kitaptan biri. Kitabı okumayı bitiren yine aynı şekilde kampüste herhangi bir yere kitabı geri bırakmalı, bende hafta içi uygun bir yere bırakacağım. Arka Sokaklar tadında bir kitaptı, ben beğendim...


Şimdi de Hüsnü Arkan'dan Mino'nun Siyah Gülünü okuyorum, şimdilik çok güzel gidiyor...


Dün yine dayanamayıp sinema öncesi D&R a daldım ve Turgut Özakman'ın son kitabı Çılgın Türkler Kıbrıs'ı aldım. En kısa zamada onu da okuyacağım.



Ve bugün yine dayanamayıp Olgunlardan aldığım Suzanne Collins'ten Açlık Oyunları ve Ateşi Yakalamak!

Yapmam gereken çooooooook iş var şimdi bende ders görev biter mi? Belki uzun süre yine giremem o yüzden başlıkta söz verdiğim üzere sizleri Nazım Hikmet'ten Yaşamaya Dair ile bırakıyorum, iyi seyirler...










11 Mart 2012 Pazar

Geç Kalan 8 Mart Yazısı ~ Doğum günüm

  8 Mart yazısını ayın 11'inde girmek pek akıl kârı değil ama, bloğumun ilk yılından hem Dünya Emekçi Kadınlar Gününü hem de Doğum Günümü elverişsiz ders çalışma koşulları sebebiyle atlamak istemedim.

   Evet, 8 Mart tüm kadınların günü olması yanı sıra benim doğum günüm ve sizlere ne kadar güzel bir doğum günü geçirdiğimi ve muhteşem arkadaşlara sahip olduğumu anlatmak için sabırsızlanıyorum. Aslında şu an bile çalışmam lazım ancak kahvaltıdan bozma öğle yemeğimi yerken bu yazıyı yazmaya fırsat bulabildim. 
   
   Benim canlarım o kadar güzel bir şey yaptılar ki :D Böyle bir sürü bir sürü çikolata alıp paketleyip tanıdığım tanımadığım insanlara verip, onlara "Doğum günün kutlu olsun, bir dost" dedirterek bütün gün ağzım kulaklarımda dolaşmamı sağladılar.

İşte doğum günümün ilk ganimetleri. Bunların hepciği şu mavi pakette gördüğünüz gibi paketlenmişti.
Şirincik aslında Kinder Süprizden çıktı ancak ben dayanamayıp onu yedim :) Kelebekli küpelerim nasııııl?


   19. yaşıma girdiğim bu doğum günümde toplam 4 pasta kestim daha haftaya eve gidip pasta kesme maratonuna orada devam edeceğim :)  Gel gelelim bir kitap kurdunu çılgına döndürebilecek doğum günü hediyelerime!!

En yakın arkadaşım Tayfun'dan taaa Trabzonlar'dan gelen Mino'nun Siyah Gülü ve şirin ayıracım; aynı zamanda canım benim Gizemcim'den Küçük Düşler Büyük Umutlar... Bir insan bu kadar mutlu edilir :) Tekrar çok teşekkürler gençler :)


Bu da Özgecim'den Bursa'dan bir hediye :) Sanırım Vosvos koleksiyonu yapmaya başlıycam bunlar çok tatlı zira...


Veeee büyük bomba! Deliler gibi istediğim Tudem Yayınlarından Merlin'in Büyü Bilimi Kitabı!! Şu güzelliğe bakın :)





Bu kitabı ve diğerlerini okudukça uzuuun uzuuun anlatacağım :) Tüm Şirinciklerime Elifnur'a, Nazan'a, Özge'ye, Ömer'e ve Mert'e çok çok çok teşekkür ederim, iyi ki varsınız gençler...

Günün anlam ve önemi için MFÖ'den Hep yaşın 19...



25 Şubat 2012 Cumartesi

Arkadaş Kitabevi ~ The Artist

  Güne yaklaşık 13.30 da gözlerimi açtığım güzel cumartesimden bahsedeyim sizlere...
Evet, dediğim gibi saat 13.30 da kalktım, böyle ölü gibi uyuyup bütün günü kaçırdığımda çok kötü hissediyorum :( Amma ve lakin günün geri kalanı bu ayıbımı çok güzel örttü. 
  2.40 ta ki servisle ben ve Ng'm Kentpark ve Cepa'ya doğru yola koyulduk. İlk durağımız Decathlon'da yarınki tenis dersimiz için raketlere bakındık. Daha yeni başlayacağım için çok büyük bir miktar vermek istemiyorum ama raketin dandik olmasını da istemiyorum. Bu sebeple normal fiyatlı bir Wilson ve adını şu an hatırlayamadığım(sanırım A ile başlıyordu) ama bayağı uygun bir raket arasında kalıp, tenis hocama sormadan raket almamaya karar vererek oradan ayrıldık.


Baktığım Wilson buydu, daha yeni başlayacağım için raketler hakkında bir bilgim yok, yardımcı olabilir misiniz? Uygun fiyatlı, yeni başlayan birisi için, kalitesiz olmayan bir şey arıyorum! (Çok şey arıyorum :) 


  Raketlere göz atma işimiz bittikten sonra kendimizi Arkadaş Kitabevine attık, Kitaplaşalım mı etkinliği için Gizem'e kitaplarını almaya...
  Gizem'e hangi kitapları aldığımı söylememek için kendimi zor tutuyorum şu an :) Umarım beğenir kitaplarını :)
  Tabi ben Gizem'e kitap almakla yetinmedim kendimde boş durmadım! Turk102 dersi kapsamında okumamız gerek Nazım Hikmet'in Son Şiirleri'ni aldım.


  Asıl bahsetmek istediğim şey ise "Kitap Okuma Şeridi"
Arkadaşlarımın Dost kitabevinde gördüğü ve benim deli gibi Dost dışındaki tüm kitapçılarda aradığım(Dosta gitme fırsatım olmadı!) Kitap Okuma Şeridini almayı çok istiyorum. İşe yarar mı yaramaz mı bilmem ama fiyatınında oldukça uygun olduğunu bildiğim için, cidden çok pis istiyorum. Ranzanın üst katında yattığım için; eğer oda arkadaşım uyuduysa ve ben hala yatağımda kitap okuyorsam ranzadan inip ışığı kapatmak zorunda kalmak istemiyorum!


İşte istiyorum da istiyorum diye tutturduğum kitap okuma şeridi :)
  Gelelim günün bir diğer güzel olayına, çok çok çok beğenerek izlediğim film The Artist'e...


  Son zamanlarda izlediğim en kaliteli film olan The Artist(The koymaktan yoruldum bundan sonra Artiz diycem :) 10 dalda Oscar'a aday!


  Film bir sessiz sinema oyuncusunun; sesli filmlere geçişe karşı çıkıp, değişen hayatını anlatıyor. Ama asıl bomba bu değil; filmin tamamı siyah-beyaz ve sessiz çekilmiş, insanlar sesli filmlere geçse dahi biz de kahramanımız ile birlikte filmimizi sessiz olarak izliyoruz. Arka planda birçok klasik müzik eseri eşliğinde...

Bu sahneye çok güldüm ya :) Sessiz filmin duyguları çok çıplak bir şekilde anlatabildiğini gösteriyor!


Burada çok fazla şeyden bahsetmek istemiyorum, zira yarın sabah kalkıp Artiz üzerine bir ödev yazacağım!

uzun metrajlı film Fransa . Tür: Romantik , Dram , Komedi
Süre: 100 dk Yapım yılı: 2011
Dağıtımcı: Tiglon 
Özet: 1920'li yılların sonunda Hollywood sinema sektörünü kökünden değiştirecek 'teknolojik' bir devrim yaşandı. Ses, "henüz hiçbir şey duymadınız" repliği ile film pelikülüne bir daha hiç ayrılmamak üzere girdi. Fakat sinema sektöründe yaşanan bu devrim boyutundaki bu değişim pek çok insanın mesleğini ve kariyerini de derinden sarstı.

Dönemin en karizmatik aktörleri arasında yer alan George Valentin (Jean Dujardin) de sesin beklenmedik biçimde sinema perdesine yansımasından payına düşeni alıyor. yanı başında boy gösteren taze ve güzel oyuncu Peppy Miller'ın ise aklı fikri şöhrette.

2011 Cannes Film Festivali'nin en gözde yapımlarından olan The Artist, başrol oyuncusu Jean Dujardin'e George Valentin performansı ile "En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü kazandırdı. Film sinema sanatının sessiz dönemine bir saygı duruşu niteliğinde diyalogsuz, sessiz, siyah-beyaz ve saniyede 22 kare ile çekildi. Altın Palmiye adayları arasında da olan filmin yazarlığını ve yönetmenliğini ise Michel Hazanavicius üstleniyor.
  İşte böylee... Ama durun bu kadarla da yetinmedim! Kendime geçen dönemden beri istediğim bordo Amerikan Futbolu tarzı (o nasıl bir tarz be!) bir ceket ve maviş oje aldım :) Hihiii yaşasın ALIŞVERİŞ !!!







İYİ GÜNLER....
                                 



Gitmeden bunu sizlerle paylaşmazsam ayıp ederim, günde ortalama beş kere falan açıp dinliyorum, beğenmeyen beğenmedim desin (sıkıyosa :D )









23 Şubat 2012 Perşembe

MİM VAR DEDİLER GELDİK :)

  Bugün sevgili Lavinia beni mimlemiş, blog camiasındaki :P ilk mimim o yüzden gecenin bir yarısında bile olsa cevaplamadan yatmamaya kararlıyım :)
  

1- En sevdiğin şeyler nelerdir, nelerden hoşlanırsın vb?

 Bunun üzerine ciddi ciddi bir liste hazırlamayı düşünüyordum ben de çok güzel denk geldi, evet liste severim ne olmuş :P
  Bakalım bakalım, en sevdiğim şeylerin başında KİTAPLAR gelir, şaşırtıcı değil biliyorum :) Kütüphaneler gelir, kitapçılar gelir, Taksim'in yandığımın sahafları gelir... İstisnasız, toleranssız!
  GLEE! Aklıma bir an gelmedi şaşırdım, dünyada kendini kanıtlamış, gerek işlediği konular gerekse inanılmaz güzel müziklerle baş tacıdır Glee, candır!
  Soruya dönüp bir daha baktımda, nelerden hoşlanırsın; valla süprizlerden hoşlanırım, hediyelerden mesela :) (doğum günümde yaklaşıyor hele daha bir çok hoşlanırım:) )
  Kitapların altına yazmayarak ayıp etmişim ama Yemek yemeyi çok pis severim, sırf keyfime yerim yani :) Yemekhaneden çıkarım çalışma odasına gider bir de pizza sipariş ederim. Sonrası acı ama ben yine de yaparım :)
  İstanbul'da sahil boyunca arabayla gezmeyi severim. Ailecek fırsat bulduğumuzda Avrupa Anadolu geziyoruz İstanbul'u.(bak bak kafiyeye bak!)
  Şu an aklıma bir şey gelmemesi saçma ama bu kadar oldu şimdilik ne yapalım :)


2- Bilgisayarda vaktini neler yaparak geçirirsin?
  Bir yanda müzik veya dizi açık, facebook a takılır, maillerimi kontrol eder, blog blog gezer, azcık 9gag turu atar, hepsini bir arada yürütmeye çalışırım. Zira hayat kısa arkadaş...
  Bir de ödevler, MIT den ders videoları, araştırmalar... Boş değilim ben!(bu cümleyi yazdıktan sonra geri silmek istemedim, ama nasıl bir şeydir bu?)


3- En sevdiğin filmler nelerdir, veya izlediğin ve hafızanda kalan veya kesinlikle izleyin dediğiniz?
  Mamma Mia! Hani abartırlar ya bu filmi 20 kere izledim diye, ben işte Mamma Mia'yı 20 den fazla izledim. Ne zaman üzgün veya hasta olsam, sıkılsam, moralim bozulsa açar izlerim, o güzelim Yunan adalarının beyazlı mavili evlerine, parıldayan denizine, ABBA'nın keyif verici şarkılarına ve Meryl Streep'e biterim ben :) Yaşlanınca onun gibi olsam ne olur ki? 
  Starwars! Başka söz beklemeyin! 3D liside geldi artık daha ne duruyorsunuz ki??
  Breakfast at Tiffany's- Audrey Hepburn'e bayıldım ben!
  Ölü Ozanlar Derneği(kitabını bir şeyler hissetmek istediğimde alırım, okurum, uyurum, tabi büyük ihtimalle ağlamaktan pörtlemiş gözlerle)
  Harry Potter :)
  Hayao Miyazaki animeleri...
Valla ben film izlemeyi çok seviyomuşum ki :)


4- Şu sıralar almak istediğiniz şeylerin listesini yapsanız bunlar neler olur?
  Bu cumartesi alışveriş zamanı!!! HERE COMES THE LIST;
Tenis raketi ;)
Kitap, kitap, kitap...
Kart
Sweatshirt
Eşofman
Ne bulursam o...


5- Şu sıralar en çok dinlediğiniz şarkılar? 3 tane
3 mü? :(
Ben Glee'den sapıtıcam yine;
Highway to Hell - AC/DC 
Moves Like Jagger- Maroon 5
Glad You Came- The Wanted


Bu sorulara oturup düşünüp uzuuuuuun uzuuuuuuun cevap vermeyi çok istedim ama kimseyi sıkmayalım, hem yarın 2 Quizim, 1 Labım var toplam 8 saat :(


Bende o vakit mimledim mimledim Sevgili Gizem'i ve Çikolata Kutusu'nu mimledim :)   


                                                HADİ BAKALIM SIRA SİZDE :)






  

20 Şubat 2012 Pazartesi

Kitaplaşalım mı? Kitaplaşalım :)

  Kitaplaşalım mı? demiş arkadaşımız Dilara, dedim elbette :) Seve seve, tabikisi :)
Bu etkinliği gördüğümde çok pis mutlu oldum, kitapseverlerin sırıtışlarını gördüm ciddi ciddi :) Bakın ben de hala sırıtıyorum :D

  Şimcik biz katılımcılar birbirimize kitap göndereceğiz. Eğer bu etkinliği şimdi duyuyorsanız, kusuruma bakmayın katılım sona erdi, hatta kimin kime kitap göndereceği belirlendi bile! Özür valla :( Çok pis yoğundum, cumartesi akşam 7 de başlayan pazar sabah 4.30 da sona eren bir matematik maratonu yaşattım kendime! Ya yaaa!
  Bu arada ben ve sevgili Gizem de çekilişte birbirimize çıkmışız. Ona ne göndereceğim konusunda hemen bir şeyler düşünmem lazım! Heyecan yaptım :) Acaba ben ne alacağım, aslında ben isteklerimi yazmıştım ama Gizem beni şaşırtsa da olur ki!
  Bu arada sevgililer günü geçmiş olsa da Glee'nin Hearts isimli bölümünden bir performansla iyi günler dilerim...

                                            STEREO HEARTS

                  

4 Şubat 2012 Cumartesi

Ankara'ya Dönüş Ve Dayanılmaz Dost Kitabevi


Somewhere Over The Rainbow


 Evet, Ankara'ya geri döndüm. O güzelim uykularla dolu, dizilerle sarılı, gezmekle bitmeyen İstanbul tatilim sona erdi :( Yazık bana, daha doğrusu bize. O gariban (amma da gariban) öğrenci milletine.
  Ankara'ya döndükten sonra okul başlamadan tadını çıkarabileceğim dört güzel tatil günü kalmıştı (şu an bire düştü, hiii!), fırsattan istifade biraz karlı Ankara havası almak üzere iki gündür Bahçeli, Kızılay, Tunalı geziyorum. Ve ve ve her Ankaralının muhakkak bildiği, o güzelim mabet Dost Kitabevine uğramadan edemedim. Çok merak ediyorum acaba Dost'tan eli boş çıkabilen var mıdır, ya da eli boş çıktığına pişman olmayan.
  Ben bu seferki ziyaretimde iki ganimetle çıkarak yakamı zor kurtardım, arkadaşlarım engellemeseydi neler olabileceğini, neler satın alabileceğimi tahmin edemezsiniz!
  İşte benim güzellerim, kıymetlilerim :)

  İlki yeni kuracağımız amatör kitap kulübü için karar verdiğimiz muhteşem insan Ursula K. Leguin'den "Yerdeniz Büyücüsü". Leguin'in daha önce hiçbir kitabını okumadım ama (o zaman muhteşem olduğunu nereden biliyorsun demeyin, fantastik kitaplar yazan her kadına saygım çok yüksek seviyededir!) bu kitabın film versiyonunu izledim. Muhteşem :) Yerdeniz Büyücüsü Yerdeniz beşlemesinin ilk kitabıdır. Şansımız yaver gider ve kitap kulübünü ayakta tutabilirsek seriyi bitirmek istiyoruz. Olmadı beğenirsem ben tek başıma okumaya devam edeceğim.
  İkinci kitabım belki de bir kısmımızın çocukluğunu kaplamış olan Eğlenceli Bilgi serisinden "Çıldırtan Şifreler". Diana Kimpton tarafından yazılmış bu kitap çocuklara, gençlere aaa ne diyorum ben herkese Kriptolojinin yani şifrelerin, şifre çözümünün kapılarını çok matrak bir biçimde aralıyor. Eğlenceli Bilgi içerisinde Eğlenceli Bilim, Eğlenceli Matematik, Eğlenceli Hobi vs. gibi kategorilere ayrılıyor ve içerisinde yüzü geçik kitap var. Tabi ben orta okula giderken taş çatlasa on tane falan vardı ama hiçbir şey için geç değil!
  Ben çok Eğlenceli Bilim bölümünde kafayı yedim (doğal olarak)! Daha alacak çok kitap var, şimdilik seçtiğim birkaç tanesi;
                                







Çok şirinler değil mi? :)
  Özellikle Acı Çeken Bilim Adamları sırada :) 
  Şu an okuduğum üç kitapta da tuhaf bir gerileme yaşıyorum. Dizi izleyip, uyumaktan kitap okuyamadım! En büyük lanet! Ama ama hemen Challenge ıma geri dönmem ve her şeyi kontrol altına almam lazım! Yani;
                                                             
                                                                    HEPİMİZE İYİ OKUMALAR...
                         

22 Ocak 2012 Pazar

Üç Kitap Birden


 The Beatles - Norwegian Wood
 Taze bloggerım ya hiç rahat durmuyorum; sürekli blogumun şuyunu buyunu değiştirip, bir şeyler ekleyip, çıkarıp duruyorum. 
  Efendim daha önce bahsetmiştim; ben aynı anda iki, üç kitap okumayı seviyorum(evet, yapıyorum arada öyle). Şimdi hazırda beni bekleyen onlarca kitap olunca hangisini önce okuyacağıma bir türlü karar veremedim doğal olarak. Uzun kararsızlıklarım sonunda iki yeni kitaba başladım, devam ettiğim kitabımla beraber etti mi sana üç!

  Asıl kitabım Haruki Murakami'den İmkânsızın Şarkısı...
  Hakkında şimdiden çok fazla şey söylemek istemiyorum ama daha 38. sayfasında olmama rağmen uzun zamandır böyle sağlam bir kitap okumamıştım diyebilirim. Arka kapaktan çıtlatmak gerekirse;
"Odasında, yatağının üstünde kucaklaştık. Onun uyku tulumunun içinde, yağmuru dinlerken öpüştük, sonra şundan bundan konuştuk, her şeyden, dünyanın oluşumundan tut da, rafadan yumurtanın nasıl pişirileceğine değin."
68'in esintilerini taşıyan üniversite hayatı ile müziğin muhteşem bir harmanı. Sonsuz bir sevecenlik ve şiirsellik, yoğun bir erotizm. İmkansızın Şarkısı, genç bir adamın güçlüklere birlikte göğüs germe umuduyla ilk aşkına geri dönüşünün olağanüstü hikayesi. Ölüm acısıyla, delilikle ve aşkla ilk karşı karşıya kalış, saf aşkı arayıştan vazgeçmeden bilinçli bir özgürlüğe kavuşmanın büyüleyici anlatısı. Salinger ve Fitzgerald etkisi taşıyan romanda, Murakami'nin yaşamöyküsünden yansımalar da var.

  Uyumadan önce merakıma daha fazla dayanamadım ve aldım elime Yürüyen Şato'yu. Amaniiin ne mükemmel şeymiş bu öyle. Harika bir masal tadında roman ama aslında masal(ne diyorum ben?)... Tek söyleyebileceğim gecenin üçünde dayanamayıp aldım elime kâğıdı, kalemi kitabın baş kahramanıyla ortak yanlarımı yazdım :) Hayır, ciddi anlamda dikkatimi çekmeseydi, yapmazdım böyle bir delilik. Arka kapak der ki;
Hayao Miyazaki’nin Oscar adayı olan animasyon filmi Yürüyen Şato’nun asıl hikâyesi…

Diana Wynne Jones’un usta kaleminden çıkan eğlenceli, macera ve sürprizlerle dolu olağanüstü bir roman… 

Sophie Hatter üç kız kardeşin en büyüğü olmak gibi kara bir talihe sahiptir, öyle ki kısmetini aramak için evinden bile ayrılamamaktadır. Ancak farkında olmadan Çöl Cadısı’nın hiddetini üstüne çektiğinde, korkunç bir büyünün etkisi altında kalır: O artık yaşlı bir hanımdır. Bu berbat durumdan kurtulmasının tek yolu, tepelerde durmadan hareket eden bir şatodan, Büyücü Howl’un şatosundan geçmektedir. Sophie büyünün bozulmasını sağlamak için, kalpsiz Howl’la başa çıkmaya, bir ateş ciniyle pazarlık yapmaya ve Çöl Cadısı’yla karşı karşıya gelmeye mecburdur. Bu macera sırasında Howl’un ve kendisinin bilinmeyen ve olağanüstü yanlarını keşfedecektir.



Ve bir süredir okuduğum Can Dündar'dan, Canım Erdalım Sevgili Babacığım...
 Benim gibi bir fizikçi olan Erdal İnönü'nün master ve doktora için Amerika'ya gittiği yıllarda İsmet İnönü ile olan mektuplaşmalarını içeriyor. Aslında bu kitabı çok sevmeme rağmen, hep aynı konular(mali hesaplar, selamlar, dersler, sağlık durumları...) üzerine yazılmış mektuplar olduğu için tek seferde oturup bitiremedim, ama muhakkak bitireceğim, söz!
 Kitabı sevmemin en önemli nedeniyse Erdal İnönü'nün CalTech'te okuyor oluşu, bir bakıma kıskançlığımın sebebi!
  Arka kapak der ki;
Can Dündar'ın yayına hazırladığı Canım Erdalım, Sevgili Babacığım, İsmet İnönü ile Erdal İnönü'nün mektuplaşmalarından oluşan bir kitap.
Erdal İnönü, Eylül 1947'de fizik okumak üzere Amerika'ya gidiyor ve kendisinden önce gitmiş olan ağabeyi Ömer'le buluşuyor. İki kardeş eğitimlerini sürdürürken, bir yandan da babalarıyla yazışıyorlar. Erdal, daha İstanbul'dan uçağa biner binmez kaleme sarılıyor. Gördüğü, yaşadığı her şeyi, yaptığı her harcamayı, neredeyse girdiği her dersi babasına anlatıyor. Zaten babası da bunları mektuplarında ona tek tek soracak.
O dönemde Türkiye'de ve dünyada yaşananlar da elbette bu mektuplara yansıyor... Soğuk savaş, atom bombasıyla ilgili gelişmeler, petrol kavgaları, doğal afetler, CHP'nin iktidarı kaybedişi, ailenin yaşadığı gerilimler, örneğin Ömer'in bir trafik kazası bahane edilerek dava edilmesi, Erdal'ın Amerika'da gizlice evlendiği dedikodusu ya da konser haberleri, kitaplar, resim sergileri...
Tarihimizde derin izler bırakmış baba oğulun mektuplarına fotoğraflar, kartpostallar, döneme ait gazeteler, çeşitli belgeler de eşlik ederek Can Dündar belgesellerine has bir zenginlik katıyor.
  Bu üç kitabı çok severek okuyorum. En kısa zamanda bitirip her biri için dolu dolu postlar yazacağım, zira haklarında söyleyecek çooook sözüm var!
                                                                 İYİ OKUMALAR...

21 Ocak 2012 Cumartesi

RAIN


Eurythmics'ten Sweet Dreams


  Challengeımın ikinci kitabı Rain'i dün gece sonunda bitirebildim, göz yaşları içinde...
  Yani inanın ben kitabın başkahramanı Rain'den daha fazla ağlamışımdır, kızım ne tuhaf şeysin sen öyle. Kitabın başlarında; ben böyle acı, böyle ızdırap görmedim yazık bu kıza falan filan diyordum ama kitap ilerledikçe kızın içindeki tüm pisliği de hissettim. Şimdi okuyanlar diyebilir ne hissettin öyle, zavallıcık zaten neler neler yaşadı falan ama yoooook ben onun iki lafından iki kaşından anladım içindeki yılanı! 

 Kitabın konusundan daha önce bahsetmiştim, yine de arka kapaktan konuyu aktarmak gerekirse;
 Gettoda büyüyen Rain Arnold, iyi bir evlat olmak için elinden gelen bütün çabayı gösteren bir insan, aynı zamanda çalışkan bir öğrencidir. Cüretkâr kız kardeşinin aksine, hayatta kalabilmek için caddelerde kol gezen tehlikelerden uzak durur... ve çok haklıdır. Fakat Rain, kendini yaşadığı dünyaya ait hissetmemektedir, kendi dünyasında bir yabancı gibidir. Ve bir gece duymaması gereken konuşmalara kulak misafiri olur. Geçmişinde saklı sırlar, yaşamını hayal edemeyeceği bir şekilde değiştirecektir. Göz açıp kapayıncaya kadar çok sevdiği ailesini bırakıp, hiç tanımadığı insanlarla, zengin Hudson ailesi ile yaşamaya gider. Fakat kendini bu zengin ve ayrıcalıklı dünyaya da yabancı hisseder. Belirsizlikler içerisinde kıvranırken, kurtuluşu özel bir tiyatro okulunun duvarları arasında bulur. Ama bütün bunlar yüreğinin derinliklerindeki boşluğu doldurmasına ve yuvam diyebileceği bir yere sahip olmasına yetecek midir?..
 İşte böyle garibimin hali... Rain Hudson serisinin ilk kitabıymış, toplam dört kitap var seride, mümkün olursa mutlaka okuyacağım, bakalım daha neler gelecek başına adaşımın...
  Sonunda bir V.C.Andrews kitabı okumuş oldum, ben böyle korku gerilim tarzı bir kitap beklemiştim (Çatı serisini hiç okumadım ama uzaktan bana korkunç göründü, beklentimin sebebi bu olsa gerek) oysa karşıma Kemalettin Tuğcu'dan beter biri çıktı. Bu kadar olaya kızda ki bu tutarsızlıklar da normal hani! 

  PS1: Serinin diğer kitaplarının adları Şimşek, Fırtına, Gökkuşağı. Hmm... çok manidar :)
  PS2: Bizim bu Rain zenci! Peki kapaktaki Samara kılıklı bayan ne iş, kitabın içeriğiyle de hiçbir alakası yok. Kapağı tasarlayan arkadaşın kitabı okumadığı çok aşikar!  
  PS3: Eurythmics'ten Sweet Dreams bence bu serinin filmi çekilicek olsa (ki bence film az gelir dizi olur bundan dizi!) soundtrack falan olmalı!
  ÇOK BÜYÜK DÜZELTME; Rain'in zaten filmini yapmışlar, bir koşu izleyip geliyorum!
                                                                        
                                                               İYİ OKUMALAR...

17 Ocak 2012 Salı

Wicked, Once Upon A Time, Bizim Kafenin Kızları


  Glee'den Defying Gravity

 Something has changed within meSomething is not the sameI'm through with playing by the rulesOf someone else's game...Defying Gravity aslında Broadway müzikali Wicked'den bir parça. 
Tony ödüllerinde sahnelenen performans için buraya bakabilirsiniz.
Glee'de söylenen çoğu şarkı için "Glee versiyonu daha iyi" kalıbı kullanılır(tabii benim gibi Gleekolikler tarafından kullanılır bu cümle ve çoğu sefer haklıyızdır :) ). Ama bu sefer Wicked müzikalindeki muhteşem performanslarıyla Idina Menzel ve Kristin Chenoweth bu cümleyi kurmamı engelliyor. Yine de büyük bir not ikiside Glee'nin kıdemli konuk oyuncularıdır!







  Hazır Oz'un cadılarından bahsetmeye başlamışken başka bir masal kahramanına Pamuk Prensese ve 
diğerlerine geçelim. Daha doğrusu Once Upon A Time demeye...



Once Upon A Time dizisine iki gün önce başladım ve şimdiye kadar türkçeye çevrilmiş bütün bölümlerini izledim. Tam bir bağımlılık yapan bu büyülü dizinin konusuna gelirsek;
Baş kahramanımız, yalnız kurt Emma Swan'ın 28. yaş gününde kapısını küçük bir delikanlı çalar. Bu çocuk, ki adı Henry, kendisinin Emma'nın yıllar önce evlatlık verdiği oğlu olduğunu ve Emma'nın yardımına ihtiyacı olduğunu söyler. Emma'yı yaşadığı yere Storybrooke kasabasına götüren Henry, ona bir hikaye anlatır. Henry, Emma'nın Pamuk Prenses ve yakışıklı Prensin kızı olduğunu, onların Korkunç Cadının laneti yüzünden bu kasabaya hapsolduklarını ve geçmişlerini hatırlamadıklarını söyler. Kasabaya hapsolmuş masal kahramanları yalnız onlar değildir; kırmızı başlıklı kız ve büyükannesi, külkedisi, Hansel, Gratel ve niceleri... Bunların hepsini elindeki masal kitabına dayanarak anlatan Henry onları kurtarabilecek tek kişinin Emma olduğunu söyler. Tabii Emma Henry'nin hiçbir dediğine inanmaz ancak Henry'nin iyi olduğuna inanana kadar kasabada kalmaya karar verir.


  Once Upon A Time beklediğimden sürükleyici ve kurgusu iyi bir dizi. Yaptıkları flashbackler akıllara gelen soruları yapbozun parçalarını birleştirirmişsiniz gibi cevaplıyor. Bence son dönemde yaşanan vampir, kurtadam sonra yine vampir, sonra yine kurtadam döngüsünden çıkmanın en iyi yolu bu dizi. Çünkü; farklı ama aynı zamanda tanıdık fantastik ögelere sahip. Ne de olsa çocukluğumuzda en çok güvendiğimiz ve sevdiğimiz şeylerin yani masal kahramanlarının hikayesi... 

  Veee gelelim Challenge ımın ilk kitabına; Bizim Kafenin Kızları'na;

  Bizim Kafenin Kızları yazar Laura Schaefer'ın ilk kitabı. Orjinal adı The Teashop Girls olan kitabın arka kapağı der ki;

  "Neden umursadığımız şeyler değişmek zorunda?"
Hayatın her döneminde, değişim, yaşanması gereken bir durumdur ama kimi zaman insan alıştıklarından da vazgeçmek istemez. 
  Annie Green için de "vazgeçmek" zor olur. İlk bakışta, çocukluğundan, arkadaşlarından, yerel bir işletme olan anneannesinin kafesinden vazgeçiş gibi görünen ama aslında sadece değişimin bir parçası olan farklılıkları kabul etmesi süreci onun için de sancılı geçer. 
  Büyüdüğünü, insanlar büyüdükçe ideallerinin değiştiğini, arkadaşların ya da dostların her daim bir arada olamayacaklarını, yeni dünya düzeninde büyük balığın küçük balığı sık sık yuttuğunu kabullenmesi... Çocukluk arkadaşlarıyla çaya hayran bir şekilde yetişen Annie, bütün çıkmazlarını ortaya dökerek kafesi ve geleneksel çay günleri için kızları bir arada tutmayı başarır.

  İşi gücü çay olan Annie, inanamayacağım bir şeyi başardı!
  Bana çayı sevdirdi!
  Evet, benim gibi bir kahve delisine çayı sevdirdi ya daha ne diyeyim size, aferin sana Annie. 



  Ne zamandır bloglarda görüp "Ay ne şeker bir şey bu alıp okuyayım bari" dediğim kitabı, D&R da 4 TL lik kitaplar arasında bulunca almamak gibi bir aptallık yapmadım elbette (ben de lafı ne dolandırıyorum di mi :) ). Aldığımada değmiş mi; elbette değmiş! Dışı ayrı içi ayrı şirin bir kitap bu. Öyküsünün yanı sıra içerisinde çok tatlı çizimler, çayla ilgili faydalı bilgiler ve eski çay kartlarının, reklamlarının fotoğrafları var. Zaten Epsilon Gençlik Kulübünden bir kitap okumayalı bayağı olmuştu. Bence kesinlikle siz de bir göz atmalısınız!

  Bu arada yazarın ikinci bir kitabı çıkmış; The Secret Ingredient. En yakın zamanda onu da okumak isterim. Şuradan da yazarın bloguna gidip çay sohbetlerini dinleyip, okuyabilirsiniz.

 En mükemmel çay – Annie green tarifi 
 Su kaynatın ama çok uzun süre kaynamasın.
 Su kaynadıktan sonra bir süre bekletin.
 Dolu dolu bir yemek kaşığı kadar en sevdiğiniz çay yapraklarını çaydanlığa koyarak üzerine     kaynattığınız suyu dökün.
 Yaprakların açılması ve demlenmesi için üç dakika bekleyin.
 Demlenen çayı önceden ısıttığınız ve en sevdiğiniz kupaya doldurun.
 Yudumlayın ve gülümseyin.