Bugün sevgili Lavinia beni mimlemiş, blog camiasındaki :P ilk mimim o yüzden gecenin bir yarısında bile olsa cevaplamadan yatmamaya kararlıyım :)
1- En sevdiğin şeyler nelerdir, nelerden hoşlanırsın vb?
Bunun üzerine ciddi ciddi bir liste hazırlamayı düşünüyordum ben de çok güzel denk geldi, evet liste severim ne olmuş :P
Bakalım bakalım, en sevdiğim şeylerin başında KİTAPLAR gelir, şaşırtıcı değil biliyorum :) Kütüphaneler gelir, kitapçılar gelir, Taksim'in yandığımın sahafları gelir... İstisnasız, toleranssız!
GLEE! Aklıma bir an gelmedi şaşırdım, dünyada kendini kanıtlamış, gerek işlediği konular gerekse inanılmaz güzel müziklerle baş tacıdır Glee, candır!
Soruya dönüp bir daha baktımda, nelerden hoşlanırsın; valla süprizlerden hoşlanırım, hediyelerden mesela :) (doğum günümde yaklaşıyor hele daha bir çok hoşlanırım:) )
Kitapların altına yazmayarak ayıp etmişim ama Yemek yemeyi çok pis severim, sırf keyfime yerim yani :) Yemekhaneden çıkarım çalışma odasına gider bir de pizza sipariş ederim. Sonrası acı ama ben yine de yaparım :)
İstanbul'da sahil boyunca arabayla gezmeyi severim. Ailecek fırsat bulduğumuzda Avrupa Anadolu geziyoruz İstanbul'u.(bak bak kafiyeye bak!)
Şu an aklıma bir şey gelmemesi saçma ama bu kadar oldu şimdilik ne yapalım :)
2- Bilgisayarda vaktini neler yaparak geçirirsin?
Bir yanda müzik veya dizi açık, facebook a takılır, maillerimi kontrol eder, blog blog gezer, azcık 9gag turu atar, hepsini bir arada yürütmeye çalışırım. Zira hayat kısa arkadaş...
Bir de ödevler, MIT den ders videoları, araştırmalar... Boş değilim ben!(bu cümleyi yazdıktan sonra geri silmek istemedim, ama nasıl bir şeydir bu?)
3- En sevdiğin filmler nelerdir, veya izlediğin ve hafızanda kalan veya kesinlikle izleyin dediğiniz?
Mamma Mia! Hani abartırlar ya bu filmi 20 kere izledim diye, ben işte Mamma Mia'yı 20 den fazla izledim. Ne zaman üzgün veya hasta olsam, sıkılsam, moralim bozulsa açar izlerim, o güzelim Yunan adalarının beyazlı mavili evlerine, parıldayan denizine, ABBA'nın keyif verici şarkılarına ve Meryl Streep'e biterim ben :) Yaşlanınca onun gibi olsam ne olur ki?
Starwars! Başka söz beklemeyin! 3D liside geldi artık daha ne duruyorsunuz ki??
Breakfast at Tiffany's- Audrey Hepburn'e bayıldım ben!
Ölü Ozanlar Derneği(kitabını bir şeyler hissetmek istediğimde alırım, okurum, uyurum, tabi büyük ihtimalle ağlamaktan pörtlemiş gözlerle)
Harry Potter :)
Hayao Miyazaki animeleri...
Valla ben film izlemeyi çok seviyomuşum ki :)
4- Şu sıralar almak istediğiniz şeylerin listesini yapsanız bunlar neler olur?
Bu cumartesi alışveriş zamanı!!! HERE COMES THE LIST;
Tenis raketi ;)
Kitap, kitap, kitap...
Kart
Sweatshirt
Eşofman
Ne bulursam o...
5- Şu sıralar en çok dinlediğiniz şarkılar? 3 tane
3 mü? :(
Ben Glee'den sapıtıcam yine;
Highway to Hell - AC/DC
Moves Like Jagger- Maroon 5
Glad You Came- The Wanted
Bu sorulara oturup düşünüp uzuuuuuun uzuuuuuuun cevap vermeyi çok istedim ama kimseyi sıkmayalım, hem yarın 2 Quizim, 1 Labım var toplam 8 saat :(
Bende o vakit mimledim mimledim Sevgili Gizem'i ve Çikolata Kutusu'nu mimledim :)
HADİ BAKALIM SIRA SİZDE :)
Dizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Şubat 2012 Perşembe
18 Şubat 2012 Cumartesi
DEATH NOTE & SUPERNATURAL
AC/DC Highway To Hell
Okulumuzda çok sevdiğim bir etkinlik var. Çoğu kulüp arada sırada sinema gecesi düzenliyor. Cuma akşamından cumartesi sabahına kadar belli bir konseptte seçilen filmler, diziler ya da animeler gösteriliyor. Ben daha önce How I Met Your Mother, Rejim Değişimini konu alan filmler (Persapolis, Goodbye Lenin vs.) Tim Burton filmleri, Dans filmleri ve Godfather gecelerine gitmiştim. Hiçbirinde de sabah kadar dayanamadım ama sanırım Godfather da sabah 5 e kadar durarak rekor kırdım :)
Dün gecede Death Note anime gösterimindeydim. Daha önce anime izlemişliğim var ve Death Note ta çok sık duyup hep izlemek istediğim bir anime olunca durmadım, gittim. Gece ikide uykum yokken ve gayet mutlu mesut izlerken dönmem gerekti ancak tek sebebi erken kalkıp çalışmam gerektiğiydi(Mö mÖ ben :) )
Soldaki Kira, sağdaki L(psiko ya!) Ben çoğu kişinin L i sevdiğini duymuştum ama benim favorim Kira! Ryuk'u da sevdim aslında, kendisi yukarıdaki pörtlek gözlü yaratık, elma sever!
Wiki'den konuyu çaldım buyrun;
Yagami Light, zeki ve derslerinde gayet başarılı bir lise öğrencisidir. Light için bu dünyada en önemli şey adalettir. Haberlere yansıyan cinayetlerden ve insanların yozlaşmasından son derece bıkmıştır. Bir Şinigami olan Ryuk, Şinigami Dünyasında hep aynı şeyleri yapmaktan sıkılmıştır ve eğlenmek için sahip olduğu iki Ölüm Defteri' nden birini dünyaya atar. Bu defteri Light bulur. Defteri açtığında ilk olarak kuralları okur. "Bu deftere ismi yazılan kişi ölür." maddesini görünce bunu bir şaka zanneder. Ama yinede defteri alır. Eve geldiğinde televizyondaki haberlerde bir rehin tutma haberi yayınlanır. Şüphelinin ismi ve yüzü televizyonda açıklanır. Light, tereddüte düşsede "böyle bir şeyin gerçekleşmesinin imkansız olduğu" düşüncesine inandığı için şüphelinin ismini deftere yazar. 40 saniye sonra televizyondan şüphelinin kalp krizi geçirip öldüğünü öğrenince defterin gerçek olduğunu anlar. Light, bu defteri kullanarak dünyaya adaleti sağlamak ve Yeni Dünyanın Tanrısı olmak ister. Suçluların sürekli kalp krizi geçirerek ölmesi, insanlara bu ölümlerin tesadüf olmadığını hissettirmiştir. Halk tarafından Light' a "Kira" (Japonca: Katil) ismi verilir. Bazı insanlar Kira' yı adalet adına yaptıklarından dolayı desteklerken, bazı insanlar ise bunun insanlık dışı olduğu gerekçesiyle Kira' yı desteklemez. Light, insanların kendisini desteklememesine aldırmaz. Ona göre ister iyi ister kötü olsun, karşısına çıkan herkesi yok edecektir.
Sonra, Interpol tarafından bu gizemli ölümler hakkında bir soruşturma başlatılır. Soruşturmaya dedektif "L" de dahil edilir. "L", "Kira"nın Japon vatandaşı olduğunu yaptığı bir test ile anlar. "L", Kira' ya yaptıklarının insanlık dışı olduğunu ve bunun için idam edileceğini söyler. Böylelikle ikisi arasında bir savaş başlar. Kimliği ilk deşifre olan kaybedecektir.
Fırsat bulduğumda Death Note'u kaldığım yerden izleyeceğim ve asıl memnuniyetlerimi ileteceğim!
Gelelim canım ciğerim Supernatural'a!!!
Supernatural'ı TNT'de beşinci dezonundayken yakalamıştım, en güzel sezonuymuş zaten diyorlar, bence deeee :)
Geçenlerde oda da yemek yerken bir şeyler izleyeyim dedim, baktım halihazırda beni bekleyen dizim yok, açtım Supernatural'ın 1. bölümünü, sonra da tekrar bayıldım kendilerine, Dean'a ve Sam'a :)
Arabadan falan anlamam ama bunların ki bir başka :)
Wiki'den çalıntılar;
Dizi Dean Winchester ve Sam Winchester kardeşlerin babalarının kayıp olmasından sonra tekrar bir araya gelip Sam'in bıraktığı avcılığa geri dönmesiyle başlar. İki kardeş hayatlarını babaları ile beraber, annelerinin küçükken bir varlığın yakarak öldürmesi sonucu insanları bu gibi varlıklardan korumaya adamışlardır. Fakat avcılık ile uğraşmak istemeyen ve normal bir yaşam sürmek isteyen Sam babası ile tartışarak evi terketmiştir. Yıllarca abisi ve babasından ayrı yaşayan Sam, üniversitede eğitim görmüş, Jessica isminde bir kız ile evlenme aşamasına gelmiştir. Üniversiteden mezun oldukları gece uzun zamandır görmediği abisi Dean, babasının bir kaç haftadır kayıp olduğunu ve yardımına ihtiyacı olduğunu söyler. Sam babasını bulmak için son bir kez abisinin yardımına gider. Babasını arayışları netice vermeyince Dean ona yeniden avcılığa dönmesi için teşvik eder fakat Sam kabul etmez. Aynı gece Sam eve dönünce, nişanlısı Jessica'nın annesi gibi tavana yapıştığını görür. Müdahale etmesine fırsat kalmadan Jessica'nın alevler içinde kalarak ölmesine tanık olur. Bunun üzerine Sam, hem insanları bu gibi yaratıklardan kurtarmak için hem de annesini ve nişanlısını öldüren yaratığı bulup yok etmek için yeniden avcılık yapmaya başlar.
Dizi kardeşlerin insanların gerçekte varolmadığını zannettiği bir çok tür yaratık, hayalet, şeytan vb. varlığın avcılığını yaptıkları ve bu macerala sırasında yaşadıklarını anlatır. Dizide, Dean ve Sam arasındaki özel ilişki ön plandadır. Dean, içki ve kadın düşkünüdür. Fakat, oldukça cesur ve gururludur. Kardeşi Sam'e ona olan bağlılığı etkilenmemizi sağlar. Dean eğlenceli, klasik rock hayranı ve hiç bir şeyden korkmayan biri gibi görünsede onunda korktuğu ama saklamayı tercih ettiği şeyleri vardır ve Sam bu yüzden çok zorlanır. Sam ise merhametli, zeki birisidir. Dizi boyunca iki kardeşin başından geçen duygusal, dramatik, komik ve korku dolu maceraları izleyicileri ekrana bağlar.
Supernatural'ı her gün her gün izlemiyorum ama muhakkak onu da bitireceğim, hem bir şey farkettim; bunlar sayesinde o kadarda korkak değilim artık!
26 Ocak 2012 Perşembe
!IT'S MICHAEL FREAKING JACKSON!
Dikkat, Dikkat!
Biliyorum bazılarınız Glee'yi sevmiyor, hatta bazılarınız nefret ediyor(buldum öyle birkaç terbiyesiz :) ), bazılarınız sadece adını duymuş. ama bazılarınız da hiç bilmiyor (çoook ayıp, çok!).
Evet, ben bir Gleekoliğim. Evet, bu diziyi ÇOK seviyorum (sizin içten içe Adını Feriha Koydum u yada Behzat Ç. yi sevdiğiniz gibi). Yalnız benim sizlerden farkım, bu diziden kâr sağlamak! Kâr demişken hemen demeyin "belli zaten Glee aşağı, Glee yukarı; vardır bunda bir iş diye", benim kârım tamamen müzikal. Valla da billa da müzik kültürüm arttı ya, yeminle (çarpılmam merak etmeyin, çünkü doğru!)
İşte benim bu işe yarar dizim, bu seferde bir Michael Jackson bölümü hazırlamış, haftaya nasipse kısmetse yayınlanıyor. Çok sakin mi söyledim?(bak şimdi bağırıyorum böyle Justin Biber görmüş ergen gibi öyle hayal et!)
!IT'S MICHAEL FREAKING JACKSON!
Siz aldınız mesajı, ben sizi Smoooooth Criminal ile başbaşa bırakayım :)
Biliyorum bazılarınız Glee'yi sevmiyor, hatta bazılarınız nefret ediyor(buldum öyle birkaç terbiyesiz :) ), bazılarınız sadece adını duymuş. ama bazılarınız da hiç bilmiyor (çoook ayıp, çok!).
Evet, ben bir Gleekoliğim. Evet, bu diziyi ÇOK seviyorum (sizin içten içe Adını Feriha Koydum u yada Behzat Ç. yi sevdiğiniz gibi). Yalnız benim sizlerden farkım, bu diziden kâr sağlamak! Kâr demişken hemen demeyin "belli zaten Glee aşağı, Glee yukarı; vardır bunda bir iş diye", benim kârım tamamen müzikal. Valla da billa da müzik kültürüm arttı ya, yeminle (çarpılmam merak etmeyin, çünkü doğru!)
İşte benim bu işe yarar dizim, bu seferde bir Michael Jackson bölümü hazırlamış, haftaya nasipse kısmetse yayınlanıyor. Çok sakin mi söyledim?(bak şimdi bağırıyorum böyle Justin Biber görmüş ergen gibi öyle hayal et!)
!IT'S MICHAEL FREAKING JACKSON!
Siz aldınız mesajı, ben sizi Smoooooth Criminal ile başbaşa bırakayım :)
Bu da bonus;
Michael'dan iyi demiyorum elbette, estağfurullah ama iyi şimdi kabul edin! Kabul Et! :)
20 Ocak 2012 Cuma
!gLee!
Elimdeki bütün dizileri tüketmişken en sevdiğim dizinin, GLEE'nin :) son bölümündeki performansları paylaşmak isterim. Ne kadar Gleek o kadar Loser. Ay pardon ne dedim ben??? :)
Without You...
The First Time Ever I Saw Your Face
Bu bölümdeki favori şarkım, aslı Rihanna'dan We Found Love
Hepsi bu kadar değil elbette bunlar benim en beğendiklerim, geri kalanı için sizi buraya alalım...
Görüntü kalitesi berbat olabilir ama önemli olan müzikler, çok beğendiyseniz gidin izleyin lütfen, lütfeeeen!
19 Ocak 2012 Perşembe
The Secret Circle
Bu müziği duyduğumda kanım çekiliyor, Children Of The Corn izliyorum sanki.
İki günlük dizim The Secret Circle'ın jenerik müziği sizi beni etkilediği kadar etkiler mi bilmiyorum. Ancak boş bir vaktime geldiği için bu kadar uzun süre (uzun süre derken peş peşe sekiz bölümü kastediyorum) izleyebildiğim bir gerçek. Demek istediğim bir süredir maruz kaldığım vampir- kurtadam takımından sonra (onları sevmediğimden değil ama fazla olmadılar mı?) eskiye bir dönüş yapıp sadece cadılara odaklanan bir dizi fikri hoş oldu.
cnbce.com dan dizinin konusunu aktarmak gerekirse;
Dawson's Creek'in yaratıcısı Kevin Williamson imzalı yeni fantastik/gençlik dizisi The Secret Circle, nesillerdir Chance Harbor kasabasında yaşayan cadı ailelerinin en genç üyeleriyle tanıştırıyor bizleri.
Bir gün nedensiz yere lastiğinin patlaması üzerine eve geç kalan Cassie annesine telefon edip durumu açıklamaya çalışır. Ancak bu konuşmanın annesiyle yapacağı son konuşma olduğundan habersizdir. O lastiğini değiştirirken annesi gizemli bir adamın çıkardığı büyük yangında can verir ve Cassie büyükannesinin yaşadığı Chance Harbor kasabasına taşınmak zorunda kalır. Cassie bu kasabada bir cadı olduğunu ve kasabadaki genç cadıların bazılarının ailelerinin de gizemli bir yangına kurban gittiğini öğrenir. Okul arkadaşlarının kurduğu Secret Circle’a katılan Cassie, ilk aşkıyla da tanışır ve macera başlar
Bir gün nedensiz yere lastiğinin patlaması üzerine eve geç kalan Cassie annesine telefon edip durumu açıklamaya çalışır. Ancak bu konuşmanın annesiyle yapacağı son konuşma olduğundan habersizdir. O lastiğini değiştirirken annesi gizemli bir adamın çıkardığı büyük yangında can verir ve Cassie büyükannesinin yaşadığı Chance Harbor kasabasına taşınmak zorunda kalır. Cassie bu kasabada bir cadı olduğunu ve kasabadaki genç cadıların bazılarının ailelerinin de gizemli bir yangına kurban gittiğini öğrenir. Okul arkadaşlarının kurduğu Secret Circle’a katılan Cassie, ilk aşkıyla da tanışır ve macera başlar
Dizi genel olarak yılların teenage horror ına dayanıyor ancak şu zamana kadar (8 bölüm) ben herhangi bir korku unsuruyla karşılaşmadım. Yani nerede Buffy The Vampire Slayer nerede Secret Circle, One Tree Hill izler gibi izliyorum şahsen. Dediğim gibi yapacak daha iyi bir şeyler olsa o kadar sarmazdım ama yinede merak ediyor insan bir sonraki bölümü.
Puanlamak isteseydim ki istedim birden :) 5 üzerinden 3.5 bilemedin 3.75 verirdim. İnsaflıyım yine ;)
PS: Stephen King'ten "O" yu okurken bu müziği dinlemeye karar verdim, bence etkisi büyük olacak...
17 Ocak 2012 Salı
Wicked, Once Upon A Time, Bizim Kafenin Kızları
Glee'den Defying Gravity
Something has changed within meSomething is not the sameI'm through with playing by the rulesOf someone else's game...Defying Gravity aslında Broadway müzikali Wicked'den bir parça. Tony ödüllerinde sahnelenen performans için buraya bakabilirsiniz.
Glee'de söylenen çoğu şarkı için "Glee versiyonu daha iyi" kalıbı kullanılır(tabii benim gibi Gleekolikler tarafından kullanılır bu cümle ve çoğu sefer haklıyızdır :) ). Ama bu sefer Wicked müzikalindeki muhteşem performanslarıyla Idina Menzel ve Kristin Chenoweth bu cümleyi kurmamı engelliyor. Yine de büyük bir not ikiside Glee'nin kıdemli konuk oyuncularıdır!
Hazır Oz'un cadılarından bahsetmeye başlamışken başka bir masal kahramanına Pamuk Prensese ve
diğerlerine geçelim. Daha doğrusu Once Upon A Time demeye...
Once Upon A Time dizisine iki gün önce başladım ve şimdiye kadar türkçeye çevrilmiş bütün bölümlerini izledim. Tam bir bağımlılık yapan bu büyülü dizinin konusuna gelirsek;
Baş kahramanımız, yalnız kurt Emma Swan'ın 28. yaş gününde kapısını küçük bir delikanlı çalar. Bu çocuk, ki adı Henry, kendisinin Emma'nın yıllar önce evlatlık verdiği oğlu olduğunu ve Emma'nın yardımına ihtiyacı olduğunu söyler. Emma'yı yaşadığı yere Storybrooke kasabasına götüren Henry, ona bir hikaye anlatır. Henry, Emma'nın Pamuk Prenses ve yakışıklı Prensin kızı olduğunu, onların Korkunç Cadının laneti yüzünden bu kasabaya hapsolduklarını ve geçmişlerini hatırlamadıklarını söyler. Kasabaya hapsolmuş masal kahramanları yalnız onlar değildir; kırmızı başlıklı kız ve büyükannesi, külkedisi, Hansel, Gratel ve niceleri... Bunların hepsini elindeki masal kitabına dayanarak anlatan Henry onları kurtarabilecek tek kişinin Emma olduğunu söyler. Tabii Emma Henry'nin hiçbir dediğine inanmaz ancak Henry'nin iyi olduğuna inanana kadar kasabada kalmaya karar verir.
Once Upon A Time beklediğimden sürükleyici ve kurgusu iyi bir dizi. Yaptıkları flashbackler akıllara gelen soruları yapbozun parçalarını birleştirirmişsiniz gibi cevaplıyor. Bence son dönemde yaşanan vampir, kurtadam sonra yine vampir, sonra yine kurtadam döngüsünden çıkmanın en iyi yolu bu dizi. Çünkü; farklı ama aynı zamanda tanıdık fantastik ögelere sahip. Ne de olsa çocukluğumuzda en çok güvendiğimiz ve sevdiğimiz şeylerin yani masal kahramanlarının hikayesi...
Veee gelelim Challenge ımın ilk kitabına; Bizim Kafenin Kızları'na;
Bizim Kafenin Kızları yazar Laura Schaefer'ın ilk kitabı. Orjinal adı The Teashop Girls olan kitabın arka kapağı der ki;
"Neden umursadığımız şeyler değişmek zorunda?"
Hayatın her döneminde, değişim, yaşanması gereken bir durumdur ama kimi zaman insan alıştıklarından da vazgeçmek istemez.
Annie Green için de "vazgeçmek" zor olur. İlk bakışta, çocukluğundan, arkadaşlarından, yerel bir işletme olan anneannesinin kafesinden vazgeçiş gibi görünen ama aslında sadece değişimin bir parçası olan farklılıkları kabul etmesi süreci onun için de sancılı geçer.
Hayatın her döneminde, değişim, yaşanması gereken bir durumdur ama kimi zaman insan alıştıklarından da vazgeçmek istemez.
Annie Green için de "vazgeçmek" zor olur. İlk bakışta, çocukluğundan, arkadaşlarından, yerel bir işletme olan anneannesinin kafesinden vazgeçiş gibi görünen ama aslında sadece değişimin bir parçası olan farklılıkları kabul etmesi süreci onun için de sancılı geçer.
Büyüdüğünü, insanlar büyüdükçe ideallerinin değiştiğini, arkadaşların ya da dostların her daim bir arada olamayacaklarını, yeni dünya düzeninde büyük balığın küçük balığı sık sık yuttuğunu kabullenmesi... Çocukluk arkadaşlarıyla çaya hayran bir şekilde yetişen Annie, bütün çıkmazlarını ortaya dökerek kafesi ve geleneksel çay günleri için kızları bir arada tutmayı başarır.
İşi gücü çay olan Annie, inanamayacağım bir şeyi başardı!
Bana çayı sevdirdi!
Evet, benim gibi bir kahve delisine çayı sevdirdi ya daha ne diyeyim size, aferin sana Annie.
Ne zamandır bloglarda görüp "Ay ne şeker bir şey bu alıp okuyayım bari" dediğim kitabı, D&R da 4 TL lik kitaplar arasında bulunca almamak gibi bir aptallık yapmadım elbette (ben de lafı ne dolandırıyorum di mi :) ). Aldığımada değmiş mi; elbette değmiş! Dışı ayrı içi ayrı şirin bir kitap bu. Öyküsünün yanı sıra içerisinde çok tatlı çizimler, çayla ilgili faydalı bilgiler ve eski çay kartlarının, reklamlarının fotoğrafları var. Zaten Epsilon Gençlik Kulübünden bir kitap okumayalı bayağı olmuştu. Bence kesinlikle siz de bir göz atmalısınız!
Bu arada yazarın ikinci bir kitabı çıkmış; The Secret Ingredient. En yakın zamanda onu da okumak isterim. Şuradan da yazarın bloguna gidip çay sohbetlerini dinleyip, okuyabilirsiniz.
En mükemmel çay – Annie green tarifi
Su kaynatın ama çok uzun süre kaynamasın.
Su kaynadıktan sonra bir süre bekletin.Dolu dolu bir yemek kaşığı kadar en sevdiğiniz çay yapraklarını çaydanlığa koyarak üzerine kaynattığınız suyu dökün.
Yaprakların açılması ve demlenmesi için üç dakika bekleyin.
Demlenen çayı önceden ısıttığınız ve en sevdiğiniz kupaya doldurun.
Yudumlayın ve gülümseyin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








.jpg)